K.Maraş
33°C
İstanbul
32°C
Ankara
34°C
Takip Et :
Haber
2012-08-13 22:06:10

Tevazu

Yüce dinimizin ana kaynağı Kur’an ve Peygamberimizin (sav) sözleri ve davranışlarıdır. Yüce Peygamberimiz,  İslamiyet’i özünden insanların ruh atmosferine üflemiştir. Ben bu yazımda  Kuran ve hadisler ışığında tevazu konusunu  özetlemeye çalışacağım.

Hicr suresinin 88. ayetinde Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.”

Yine Furkan suresinin 63. ayetinde: “O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).”

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kim Allah rızası için bir derece tevazu gösterirse, Allah onu bu sebeple bir derece yükseltir. Kim de Allah’a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, onu aşağıların aşağısına atar.”

Evet, bütün güzellikler, o güzeller güzeli Peygamberimize mahsustur.

Cenab-ı Allah (cc) Hz. Musa’ya nida ediyor: “Bana mahlûkatın en hakirini bul getir” buyuruyor.

Hz. Musa çirkin bir köpek bulup, tasmayı kafasına geçiriyor ve yola çıkıyor. Yolda Nebi ferasetiyle birdenbire irkiliyor. Tasmayı köpekten çıkarıp kendi boynuna takıyor ve öylece huzura geliyor. Cenab-ı Allah “Ya Musa, önceki halde gelseydin seni helak ederdim” buyuruyor.

Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’de tevazunun zirvesini görmekteyiz. Zaten büyüklerde büyüklüğün alameti, tevazu ve mahviyet değil midir? Allah Resulü insanlar içinde en büyük insandır. O bakımdan tevazuda o en büyük örnektir.

Mescit yapımında herkes bir kerpiç taşırken, O iki kerpiç taşıdı.

O, hendek kazımında daha fazla çalıştı. O, karşısına gelen ve muhabbetinden dolayı sıtmalı gibi titreyen bir adama: “Kardeşim korkma! Ben de senin gibi anası kuru ekmek yiyen bir insanım” diyen Allah Resulü, hiç şüphesiz insanların en mütevazisiydi.

Meclislerde otururken, büyüklük alameti olarak ayak ayaküstüne atıp oturanların ruhi bir eksiklik içinde oldukları düşünülebilir.

Allah Resulü herkes gibi oturur. Herkes gibi davranır. Onun her hareketi belli bir edep dairesi içinde seyretmiştir. O, büyüklüğünü her zaman yüzünü yere koymak ve secdede ötelere açılmak suretiyle gösterirdi.

Kim tevazu gösterirse Allah onu yüceltir. Kim kibirlenirse Allah onun burnunu yere sürter.

Tevazu ve mahviyet insana iki kanat gibidir. İnsanı yüceler yücesi bir âleme doğru uçurur.

Peygamberimiz tevazu ve hoşgörüsü sayesinde aşılmazları aşmış ve ebetlere kadar insanlığın lideri olmuştur. Zaman ve mekânları aşan bu yüce, mümtaz ve seçkin liderin karşısına, insanlar çok rahatlıkla çıkar ve söyleyeceklerini de rahatlıkla söylerlerdi. Çünkü kendisi çok rahat bir insandı.

Bir gün akli dengesi zayıf bir kadın gelir. Allah Resulü’nün elinden tutarak çeker ve Ona: “Gel benim evimdeki işimi gör” der. Kadın Allah Resulü’nün kolundan tutar, çekmeye devam eder. O da kadının arkasına takılıp gider. Derken sahabe de peşlerine düşer. Allah Resulü kadının gösterdiği işleri yapar. Geri döner. Evet, O bir fıtrat insanı. Onun hareketinde tutarsızlık olamazdı. O, ancak küfür ve isyan karşısında kükremiş bir aslan gibiydi. O, insanların en şecaatlisiydi. Hz. Ali der ki: “Biz muharebe meydanında korktuğumuz zaman, Allah Resulünün arkasına sığınır ve onunla korunurduk. Çünkü onun atmosferi, çevresindekilere emniyet ve güven verirdi. Bu mahviyet, onun tevazusudur. Tevazu zillet olmadığı gibi, kibirli olmak da değildir.

Çünkü tevazu Kur’anın emridir. Herkes Peygamberi büyüklerden daha büyük görür. Ama O, şöyle buyuruyor: “Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez, sahabe “Sen de mi Ya Resulallah ? ” diye soruyor. O “Evet ben de. Eğer Allah rahmetiyle sarıp sarmalamazsa.” Buyurur.

O, kendisini insanlar arasında bir fert, bir parça olarak görüyor. Davranışlarını bu anlayışa göre ayarlıyordu.

Birgün Hz. Ömer gelir; Allah Resulünden umre yapmak için izin ister. Umre için de ondan izin alınıyordu. Zire onlar disiplin insanlarıydı. Her işlerinde, her ihtiyaçlarında Allah Resulüne koşarlardı.

Allah Resulü (sav), Hz. Ömer’in talebini geri çevirmez. Ve Hz. Ömer’e der ki: “Kardeşim! Duana bizi de ortak et.” Bu durumdan dolayı Hz. Ömer şöyle der: “O gün dünyalar benim olsaydı o kadar sevinmezdim.”

İşte tevazu!.. Peygamber, başkalarının dualarına talip oluyor. Düşünün…

Tevazu toprak gibi olmaktır. Üzerinden tepeleyip geçseler incinmezsin.Rahmetli Abdurrahim Reyhan (ks) Efendi bir sohbetlerinde şöyle söylemişti. “Toprak ol ki, gül bitsin sende.”

Ahmet Rufai Hz. Bir gün talebelerine:

“İçinizde kim bende bir ayıp görürse söylesin” dedi. Müridlerden biri: “Efendim sizde büyük bir ayıp var” dedi. Mütevazı insan Ahmet Rufali Hazretleri talebesine kızmadı ve “Söyle” dedi “Kardeşim o ayıbım nedir?”

Talebe ağlamaklı bir ifade ile:

“Efendim bizim gibilerin size talebe olması” dedi. Bu söz çok tesir etmiş ve herkes ağlıyordu. Efendi hazretleri de ağlamaya başladı. Ve şöyle dedi talebesine:“Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım.” İşte tevazu ehli büyükler:

Mevlana Cami Hazretleri talebelerine “Bir kimse bütün ilimleri bilse yine garantisi olmaz. Çünkü imanı kurtaran ilim değil, ameldir, ihlâstır, tevazudur. Ameli, ihlâsı ve tevazusu olmayanın ilmi kendisine fayda vermez.”buyururlar. Tevazu ve mahviyetle yaşamak dileğiyle…

  • Kıyıya Vuran Cesetler
    1508 gösterim
  • Sözün Ustaları  Dergisi
    1508 gösterim
  • İnsanlar Doğduğu Gibi Temiz Dursalar
    1508 gösterim
  • Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya
    1508 gösterim
  • HIDİV Kasrı
    HIDİV Kasrı
    1508 gösterim
  • Toplumsal Yaramız
    Toplumsal Yaramız
    1508 gösterim
  •   EN ÇOK OKUNANLAR

    Tüm Yazarlarımızın


    Makalelerini
    Okuyun!